DUYGU GİRAY

seyahat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seyahat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2017 Pazar

İspanya’nın başkenti, Tapas, Paella ve Flamenco’nun şehri MADRİD..





Ve Madrid’in başkenti Puerta del sol meydanı:)
Çünkü her yol bu meydana çıkıyor. Kardeşim ve eşiyle geçirdiğimiz 3 gecenin 3 gündüzün her bir zaman aralığında kendimizi Puerta del Sol’de bulduk. Bu meydan var oldukça panik yok ! Kaybolamazsınız.
Bizim gittiğimiz dönemde Real Madrid maçı varmış. Hayatımda ilk kez “İğne atsan yere düşmez” in ne demek olduğunu bu meydanda gördüm. Turistler, halk, çoluk çocuk bebek arabalarında…İnsanların umrunda mı dünya:)
Adım atamıyorsunuz, herkes birbirine karışmış durumdaydı puerta del sol meydanında. Bu meydanın çıktığı tüm ara sokaklar da kalabalıktı. Beni dinlerseniz maç zamanını öğrenip Madrid’i boşken gezmeye gidin.

Hani yeni yıl gecesi sonrası sokaklar mahvolur ya.. Ben bunun başka versiyonunu bol kırılmış şişeli, bol kağıt peçeteli, kötü kokulu olarak Real Madrid maçı sonrası Madrid merkezinde gördüm. İnsan mıyız neyiz gerçekten bilmiyorum.
Şimdi gelelim şehrin bendeki etkilerine.
Ben Madrid’i sevdim. Onca zorluk, onca kargaşa beni yıldırmadı çünkü herşey maçla alakalıydı. Ancak hadi ispanyaya gidelim derseniz kesinlikle önce Barselona’yı seçin derim. Madrid çok büyük bir şehir değil. Merkez küçük. Bence bir turiste göre iyi bir şey. Her yer yürüme mesafesinde.
Madrid’in Gran Via adında Bağdat caddesi tarzı büyük merkezi bir caddesi var. Biz burada konakladık. İstediğiniz bütçeyle istediğiniz kalitede bir çok otel var bu caddede. Booking sitesine girip tercihlerinizi seçip bulabilirsiniz. “Calle gran via” diye araştırın.
Uçak saatimiz öğlene denk geldi, trafiğe girmeyelim diye havaalanından metro sistemini tercih ettik. Valizlerinizi alıp çıktıktan sonra metro için fazlasıyla uzun yürüyorsunuz. Ben “şehre geldik artık” diye dalga geçmeye başladım. Turistler için Madrid Card var. 3-4 güne ideal. Ancak çoğu avrupa ülkesinde olduğu gibi havaalanından şehir merkezine giden tren-metro ayrıca ödeniyor.   Bu tarz turist kartlarında tüm taşıma araçları, çoğu müze bedavaya geliyor..Bedava derken biraz daha hesaplı demek istiyorum hele ki kalabalık aileyseniz. Valizleri alıp çıktığınızda satış yapan yerleri göreceksiniz.
                                      
Nerede kalmıştık ?
Gran Via daki otelimize gelmek için havaalanından 2 metro değiştirdik. Valiz ağırsa zor oluyor. Benim valizim her zaman ağırdır:) Callao ve Gran Via isimli metro duraklarının bulunduğu bölge tam merkezi çünkü bu cadde uzun bir cadde.
Size benim çok kullandığım güvenilir başka bir tavsiye; “Airport taxi transfers” diye özel araç yollayan bir firma var ve dünyanın 30 ülkesinde “Türkiye dahil” çalışıyor. Bu siteyi deneyin. Rezervasyon yapmak da çok kolay. Size hemen konfirmasyon yolluyorlar. Muhakkak 10-15 dakika önceden geldiklerine şahit de oldum.  Ben memnunum.
(Dipnot; İnanır mısınız New York’ta ülkemizde ismini duyurmuş bir Türk firmasını ayarladık “Türk” diye ve uçağa yetişeceğimiz dönüş günü araba gelmedi. Ben mail atmasam neden gelmediğine dair bir açıklama da yok. Ya uçağı kaçırsak ? Bu yüzden illa Türk firması bulalım diye düşünmeyin. İsim vermiyorum yine de Türk firma diye)  
Ve Madrid’e geldik. Az önce bahsettiğim Callao metrosuna yakın yerde otel bulduğunuzu düşünüyorum çünkü bu metro durağının olduğu yerden kendinizi aşağı bırakırsanız bahsettiğim Puerta del sol meydanı var. Şimdi size müthiş bir plan çizeceğim. Her yerden geçecek ve aynı yolu tekrarlamayacaksınız.

Callao metrosunun orada Starbucks solunuzda olacak şekilde dümdüz aşağı inin. Sağlı sollu her yer dükkan. Sonunda meydana varacaksınız. Bu meydan yarım ay şeklinde ve beş koldan küçük sokaklara ayrılıyor. Özellikle sokaklardan biri “Calle del Arenal” de meraklılarına Real Madrid mağazası var. O sokağı dümdüz bitirdiğinizde güzel bir meydana ve Madrid kraliyet sarayına çıkacaksınız. Sarayın önünde fotograflık Plaza de oriente var. Teatro Real var. Sarayın hemen yanında “Catedral de la Almudena “ var. Küçücük ve çok güzel bir katedral.  Önce tüm bunları geziyoruz. Katedral bedava, kraliyet sarayı giriş 10 euro. İçeride fotoğraf yasak.
Katedralin önünden karşısında “Calle Mayor” geçiyor. O sokağa girin ve yine sağlı sollu mağazaları dolaşarak meşhur “Plaza Mayor” a çıkın. Bu arada plaza mayor’a gelmeden hemen yanında “Mercado de San Miguel” var. Orada muhakkak ispanya’nın tapaslarından yemelisiniz. Plaza Mayor’da da kahvenizi içersiniz.  
Plaza Mayor dört yanı binayla sarılı pasajlardan geçişler yapılmış sıcak bir meydan. İçinde “El saportal” restoranı gördüğünüz yerde kapısından dışarı çıkın. Sağda Mimi’s krepçi var. Deneyin:) O yol boyunca ilerleyin. Ve karşınızda yine Puerta del Sol meydanı.
Bu meydana yüzünüzü verdiğinizde sol tarafta önünde hep kuyruk göreceğiniz “Mallorquina” isimli bir pastane var. BeğeneceksinizJ Bol kremalı gördüğünüz tatlılardan korkmayın çünkü çok hafif.
Bu kez meydanın en sağına ilerleyip Carrera de S. Jeronimo sokağını dümdüz bitirirseniz Thyssen Bornemizsa, Prado müzesi (Paris’in Louvre’u, Madrid’in Prado’su) , Picasso, Dali vs eserleri ağırlayan Reina Sofia Müzesi, Retiro Park yakın mesafelerde o bölgedeler. Prado müzesi saat 18.00-20.00 arasında bedava giriş veriyor. Diğer saatler giriş 14 euro. Bornemizsa müzesinde iç alan bedava. Katılacağınız sergiler için 12 euro ödüyorsunuz. Bir de küçüklere özel kurslar var. İnternet sitesinden araştırabilirsiniz.
Puerto del sol meydanından 2 nolu metro ile Banco de Espna da inerseniz Palacio de cibeles, Puerta de alçala ve grand via’dan metroya binip tribunal’de inerseniz MALASANA görebileceğiniz yerler arasıda.
Malasana bölgesinde OJALA restoran yaz havası yaşatmak için ikinci katını kum konseptiyle süslemiş.

                            
Alışveriş için merkezde her yerde EL CORTE INGLES mağazaları ve bölümleri var. Ayrıca puerta del sol meydanından yukarı çıkan her sokak ve yukarıdaki GRAN VİA paranızı harcamak için ideal bölgeler.  Orada herkesin elinde Primark torbaları gördük. Mağazayı da gördük ancak saat bakımından geç kaldık:) Lütfen benim yerime de girin Gran via’da. Mango, Zara, H&M, Desigual tarzı tüm mağazalar Grand Via’da. Cartier, Chanel, Hermes, Abercrombie tarzı markalar Madrid Serrano bölgesinde . Ayrıca El Corte Ingles’de de istediğiniz markaları bulabilirsiniz.
Son olarak alışveriş için plaza de cascorro bölgesinde EL RASTRO pazarı varmış.
Bu bitpazarında ikinci el giysi, antika, askeri eşya gibi birçok farklı şeyi bir arada bulabilirsiniz. Şehrin en eski yerleşim yerlerinden olan La Latina bölgesinde bulunuyor. Bizim gitmek için vaktimiz olmadı. Çok konuşulduğu için eminim güzeldir. Siz keyfini çıkarın.
Yürümek istemeyenler için avrupanın bütün taksileri ve meşhur HOP ON HOP OFF otobüsleri emrinize amade. 
Futbolseverler yaşadı. Madrid’e giden herkes REAL MADRİD stadyumu için Bernabeu Tour bileti satın alıyor. Buraya ister bahsettiğim otobüsle, ister taksi, ister metroyla ulaşabilirsiniz. Metro için plaza de espanadan 10 numara ile gidiyorsunuz. Stadyum turu bilet fiyatı 19 euro. Futbolla hiç alakam olmamasına rağmen etkilendiğim çok zevkli bir tur oldu. Bomboş stad, soyunma odaları, müthiş görsel videolar, kupalar zamanın nasıl geçtiğini fark ettirmiyor açıkçası. Süper çekimler yaptık.
Casa de Campo özellikle Pazar günü ailelerin çocuklarıyla gittiği çok büyük bir eğlence parkı. Siz de keyif alacaksınız. Hem metro hem de görsel şölen yaşatan teleferik (teleferico de Madrid) ile oraya gidiliyor. Burayı da listenize ekleyin ve bol vakitte gidin derim.
Plaza de Santa Ana kafelerin yanyana ve dolu olduğu güzel bir meydan. Burada keyif alacağınıza eminim.
Gelelim Madrid ve Flamenco’ya… Biz “Cardamomo Flamenco” isimli bir yere gittik. Dans muhteşem. Sanırım sadece 2 dakikasını yapsam nefesim kesilebilir:) Bu gittiğimiz yer PLAZA MAYOR’a çok yakın hatta etrafı minik restoran dolu. Köşe üst çaprazı ünlü Mercado de San Miguel. Buralarda yiyip sonra içeride meşhur Sangria’dan için derim çünkü böyle flamenco mekanlarının yemekli menüleri bence hiç güzel olmuyor. İki defa denedim ve memnun kalmadım. Elbette siz de denemek isteyebilirsiniz:) Bir içecek dahil cips (yemeksiz menü) için 25 euro ödüyorsunuz.
Museo del Jamon, Cava Baja, Bayres Beef , Rosi La Loca, Venta El Buscon, aberna Del Chato, El Tigre
Bu restoranlar müşteriler tarafından çok iyi puan almış olanlar. Deneyin görün:) 
Ve bizim turumuz bitti.
Türk Hava Yolları’nın öğlen uçağıyla evimize dönmek üzere Madrid Barajas havaalanına yola çıktık. Müthiş bir uçuştan sonra evlerimize sağ salim vardık. Sizlere de keyif dolu bir Madrid turu dilerim.
Seyahat fotoğraflarım için instagram sayfamı takip edebilirsiniz.

Duygu GİRAY



TITANIC DELUXE BODRUM



Şimdi gözlerini kapatmanı istiyorum..
Sıra sıra inciler gibi dizilmiş şık masa-sandalyeler getir aklına. Türk kahven ile keyifle oturuyorsun.
Doğa, sessizlik, kahve kokusu hakim..
Ve önünde alabildiğine masmavi bir deniz var. Sağına bakıyorsun, soluna bakıyorsun denizin sonunu göremiyorsun… Muhteşem bir atmosfer..
Karşında da geceleri ışıl ışıl güvercinlik köyü var.
Tam kahveni içtiğin yer Bodrum’un yeni incisi Mayıs ayında açılan Titanik otellerinin son kardeş zinciri Titanic Deluxe Bodrum. Ve tabi ki benim için en son, en gözde olduğundan dolayı en de donanımlısı…Tüm EN leri toplamış bu otel. Personel çok güleryüzlü. Sen daha sormadan her an yardıma hazırlar. Hepsi birbirinden güzel insanlar.

                                  

Bu otel Güvercinlik’te, Pina Yarım Ada’sından Cennet Koyu’nu seyreden çok özel bir konumda misafirlerini ağırlıyor. Havaalanına da çok yakın konumda.
Babamın doğumgünü için gittiğimizde henüz 40 ya da 41 günlüktü ve buna rağmen (hani bazen açılış aksaklıkları olabilir) herşey tam puandı, mükemmeldi.
Onca seyahatim arasında sahile inen upuzun yürüyen merdivenlere ilk kez şahit oldum. Pek de hoşuma gitti. Gerçi benim odam asansöre de çok yakındı. Oda tipine göre bulunduğunuz konum tabi ki değişiyor ancak yürüyen merdivenler ve asansörlerle yorulamazsınız :) hatta ve hatta shuttle servisi de var.
                            

Bu otelin benim için en önemli artısı geniş bir araziye yayılmış olması. Diğer bodrum otellerine kıyasla gerçekten her an her yerden denizi görmeniz açısından çok büyük huzur sağlıyor. Pastanesi, odaları, amfitiyatrosu, havuz bölümü her yer alabildiğine maviye hakim…


Otelin Genel Müdürü Olcay Orhan bey ile güzel bir söyleşi yaptık.


Olcay bey çok uzun yıllardır bu mesleğe kendini adamış. Yıllardır büyük bir zincirde genel müdürlük yaptıktan sonra bu otele gelmiş. Orada kaldığım günler içinde ne kadar çalıştığına, oteli her an karış karış gezdiğine gözlemlediğine şahit oldum. İşini çok severek yapan müdürlerden kendisi. Her halinden anlıyorsunuz.


“Bütün odalarımız denizi çok net görüyor ve insanlar sabaha mutlu, huzurlu, deniz manzarasıyla uyanıyor” ilk cümlesiydi Olcay bey’in. Ben de sonsuz katılıyorum. Daha odama kapıdan girdiğimde karşımda denizi görüyordum. Hele ki benim gibi deniz delisi, her an gemi seyahati olsun, kayık da olsun denizin içinde olmayı çok seven biri için bu otel beni ferahlık anlamında çok etkiledi.

Ayrıca gece olduğunda da tam karşınızda güvercinlik koyunun ışıklarını görmek çok keyifli. Sizler de çok iyi bilirsiniz ki çoğu otelde gece oldu mu karşısı sadece karanlıktır.


*Biraz odalardan bahsedelim mi? Dekorasyona bayıldım…

Otelimizde 393 oda ve 7 adet villa bulunuyor. Standart , superior, aile, deluxe odalar şeklinde tanımlıyoruz. Yalnız standart odalarımız diğer otellere kıyasla standartların üstünde odalar. Metrekare olarak çok geniş ve ayrıca özel giyim odası alanı da var. Çay-kahve seti, minibar, giyim odasında kasa, ütü herşey var. Dekorasyonu da gördüğünüz üzere çok özel yapıldı. Yurtdışından bir sürü şey getirtildi.

*Gelelim restoran bölümüne. Ana restoranda herşey çok özel sunumlarla hazırlanıyor ve lezzet de on numara. Ne yiyeceğimi şaşırdım:)

Lezzetin on numara olmaması mümkün değil zaten. “Titanic hotels” grubunun yönetim kurulu başkanı Mehmet Aygün bey bu konuda inanılmaz titiz davranıyor. Almanyadaki Hasır restoranlarıyla 40 yılı aşkın süredir yabancılara Türk yemeklerini sevdirmişler. Mutfak bizim için herşey. Bu restoran zincirinden sonra da turizme de el atıp ilk 1992 yılında otelciliğe başlamışlar. Bu yüzden çok başarılı oldukları mutfak sektörü Titanic otelleriyle pekişiyor. Kalite ve lezzetten asla ödün vermiyoruz. Uzman şeflerimiz herşeyi en ince ayrıntısına kadar düşünüyor. Sadece görüntü değil lezzet lüksünü de misafirlerimize yaşatıyoruz.

*A la carte restoranlarınız da var ?

Evet. Balık, et, asya ve italyan mutfaklarımız var. Oldukça iddialıyız. İtalyan ve balık restoranımız ücretsiz. Her birine rezervasyon gerekiyor. Ayrıca gündüzleri pizza, pide servis edilen snack restoranımız var.


*Biraz da o müthiş pastanenizden bahsedelim mi ? Çikolatalara bayıldım.

Aynen. Gelen gören şok oluyor. Beklentilerin o kadar üstünde ki herkes “burası bildiğiniz pastane” diyor. Gece 23.30 a kadar açık. Birçok misafirimiz çay kahve sohbet ve tatlı krizini orada keyifle gideriyor. Dondurmadan çeşit çeşit çikolataya,şekere, pastaya kadar herşey var.

*Çocuklu aileler için ne dersiniz ?

En güzel yer burası derim. Ailelere özel odalarımız var. Çocuklar için oyun salonu ayrıca her yaşa ayrı dizayn edilmiş su kaydıraklarımız var. Özel yetiştirilmiş personelin bulunduğu çocuk kulübümüz var. Akşamları da çocuk diskosu yapılıyor belli bir süre. Aileler rahatlıkla çocuklarını emanet edebilir.



*Denize hakim kocaman bir amfitiyatrosu var bu otelin . Özel düşünülmüş sanırım?

Evet, çok seviyorum burayı.Yapım aşamasında da bulundum. Deniz gören yegane amfitiyatrolardan diyebiliriz. Burada da akşamları şovlar ve belli gecelerde “Ege” gibi özel sanatçılar olacak.
Olcay bey’e samimiyeti ve nezaketle verdiği röportaj için çok teşekkür ediyorum.

Evet sevgili okurum bu otel bir başka…
Sahilde şezlong bulamazsın çünkü heryer kabana...
Yemek lezzeti ve havuz kenarındaki salıncaklar ile deniz kenarındaki “cabana” lar yetmediyse Titanic otellerinin meşhur BeFine spa’sına gidip masaj, cilt bakımı vs.. daha da şımarabilirsin.
Kocaman irish pub’a çıkıp bir kadeh yudumlayıp maç bile seyredebilirsin.
Doymadın mı ? Oda servisi emrine amade:)

Veeee benim için en muazzam an “ah bu otelde bir hamak eksikmiş” dediğim o an karşıma kocaman bir ormanda sanırım 40 civarı hamak çıkmasıydı. Mutluluktan çıldırdım.

Gördüğünüz gibi olanaklar bitmiyor. Seçim sizin. Ama burada çok mutlu bir tatil geçireceğinize sonsuz eminim. Ve de kefilim. İsteseniz de istemeseniz de hep mavi ve yeşili göreceksiniz:)
Şimdiden aşk, keyif, huzur ve Aygün ailesinin bol lezzetli yemekleriyle dolu bir seyahat diliyorum sizlere..

DUYGU GİRAY




KAŞ GEZİSİ




Geçtiğimiz Mayıs ayı yaz tatilimi Kaş’ta açtım. O maviyi, turkuazı, yeşili ve doğayı tam anlamıyla yaşadıktan sonra yaz ayımın çok güzel geçeceğine eminim çünkü başlangıcımı çok güzel yaptım.
Beni en mutlu eden ve dikkatimi çeken şey ise Kaş’ta yaşayan tüm insanların hayvan sevgisi !!! Neredeyse her dükkanın önünde sahiplenilmiş kedi köpeklere rastlayabilirsiniz. “İNSAN gibi insan” ların yaşadığı bir yer Kaş..
Herkesin birbirine selam verdiği, içten tebessümlerin var olduğu bir yer…
Üç günlük bu keyifli tatilimi daha da güzelleştiren kişilerse beni “LİYA” isimli rengarenk butik otellerine davet eden dünyalar tatlısı fazlasıyla mütevazi Menent-Emre çifti..


Kendileri aslında 1 yıl öncesine kadar İstanbul hayatının keşmekeşinde yaşamış genç bir çift. Ve sonunda hayalleri olan kaş’a taşınmışlar, hayallerini birkaç kademe üste taşıyıp bir de 12 odalı pırıl pırıl bir butik otel açmışlar ve tüm misafirlerini “dostları” gibi ağırlıyorlar.
Liya otel çok merkezi bir noktada bulunuyor çünkü 3-4 dakika sonrası marinadasınız, gece hayatının olduğu sokaktasınız, hediyelik eşyaların içindesiniz ve meşhur restoranların önündesiniz. Otelin sağında ve solunda 20 metrelik mesafede büyük zincir marketler var. Daha da önemlisi merkezde olmasına rağmen sessizlik hakim! Otogara da çok yakın..
                                           


Gelelim otelin özelliklerine ;
Deniz gören rengarenk masa sandalyelerle süslenmiş şirin bir terası var. Odalarda bir KAŞ oteli için fazlasıyla herşey düşünülmüş.12 oda da yepyeni ve temizlik açısından pırıl pırıl. Valiz koyma aparatından dolabınıza, Led TV den klimanıza, özel banyo terliklerinize kadar bu güzel insanlar en ince detayları dahi düşünmüş. Sabah kahvaltısını ister terasta ister “LİYA” ile anlaşmalı olan mekanlarda alabiliyorsunuz.
Akşam yemeği mi ?
Dilerseniz koşun büyük marketlere ve canınızın çektiğini alın. Otelinizin terasına çıkıp kendi eviniz gibi “teras mutfağını ” kullanıp sofra keyfinizi siz şekillendirin. Mutfakta herşey mevcut. Ya da benim önerim olan “Nereid meyhanesi”ne akşam yemeğine gidin. Mezelerine bayılacaksınız. Sahibi Arla da oradaki herkes gibi sıcacık bir insan. O da olmadı. Menent ve Emre sizi seve seve her yere yönlendirirler. Kaş’ta aç kalmayacağınız hatta midenizi çok keyifli dolduracağınız bir gerçek. Kaş’ın manzarasının güzelliğinden bahsetmiyorum bile..Meis adası tam karşınızda ışıl ışıl size bakıyor.
Peki böylesine şirin bir otelde beni zarif bir şekilde ağırlamakla kalmayıp tüm kaş’ı hergün dolaştıran bu güzel insanlar kim ?
Hikayelerini dinleyince Menent ve Emre için çok güzel bir söz geldi aklıma “Başaranlar hiç düşmemiş olanlar değil, defalarca düşmüş olmasına rağmen ASLA pes etmeyenlerdir” Onlar pes etmemeye en güzel örnek çift. Onlar YOL ARKADAŞI..
Hayat sınadı. Bir kere iflas ettiler, bir kere dolandırıldılar. Asla pes etmediler. Menent kanserle savaştı, asla pes etmedi ve iyileşti ! Bugün Türkiye’nin en huzurlu ilçesinde otel işletiyorlar ve gelecekteki LİYA zincirleri için çok çalışıyorlar. Birbirinin ilkokul aşkı bu iki insan iyi günde kötü günde çıkarsız hesapsız hep elele yürüyor. Buyrun hikayeleri;
Menent sözü alıyor;
“İstanbul üniversitesi su ürünleri mezunuyum. Hiç yapmadım. Bankacılık mesleğimi sürdürürken tayinim istemediğim bir yere çıkınca erkek arkadaşımın desteğiyle (şu anki eşi) işi bıraktım ve ticarete atılma kararı aldık. Emre de havayolu firmasında teknisyendi. 2009 yılında sadece 3 şişeyle ve 21 liralık sermayeyle ayvalık zeytinyağı işine girdik. 3 sat 6 al, 6 sat 9 al şeklinde ilerledik. Ancak Türkiye şartlarıyla battık.
Pes ettiniz mi ? Kurumsal’a dönmeyi düşündün mü?
Hayır. Bu kez toptan işine girmeye karar verdik. Ve resmen “Eksi” sermaye ile başladık. Ev dışı tüketim ürünleri pazarlamasına giriştik. Eski işyerimdeki ikili ilişkilerim fırsat oldu. Bankalardaki arkadaşlarımla görüşüp bağlantılar kurup sıfıra sıfır işi başlattık. İlk sermayemiz 230 tl idi.
Toptancılık iyi gitmeye başlayınca düşündük taşındık, şu an neye merak var dedik ve o sıralar yeni başlayan pasta cupcake sabun kurslarına el attık. GUTAVA çok başarılı oldu. Buradaki kazancımızla toptancılık elele yürüdü. Derken toptancılıkta seri dolandırıcılığa maruz kaldık.
                                   

Oradan oraya .. farklı sektörler hep.. nasıl başa çıktınız ?
İnan bana eğer sermayen yoksa mecburen seramik döşemeden pasta yapmaya kadar öğreniyorsun ! Öğrenmek zorundasın.
Emre katılıyor lafa “ Bu seri girişimcilik vasıtasıyla benim 10 parmağımda 20 marifet gibi bir durum oluştu” diyor:)
Gutava ile işler iyi giderken burayı açmaya nasıl karar verdiniz ?
2014 nisan ayında Kaş kamping’de tatil yaparken 45 yaşında hayalimiz olan Kaş’ta emeklilik hayatını erkene çekme kararı aldık:) Aslında amacımız permakültürdü. (sürdürülebilir tarım-organik ürünler)
Permakültür (sürdürülebilir tarım) düşünürken otel açtılar.
Menent; “Gutava’yı devrettik, evlendik, Emre kıdem tazminatını alıp işiyle yollarını ayırdı..Kaş’ta arazi bakmaya başladık. Paramıza uygun araziyi beğenmiyoruz, beğendiğimiz araziye paramız yetmiyor.”
“Hayaller dallas çiftliği, gerçekler bir dönüm” diyerek araya giriyor Emre:)
Derken….
Bir aracı vasıtasıyla nasipleri olan “LİYA”yı halka açıyorlar. Hiç akıllarında yokken.. 1 hafta içinde bütün öz sermayelerini yatırıyorlar. Nisan 2014’te kaş hayali kuruyorlar ve Nisan 2015 te kaş’a taşınıyorlar.
“Bütün bir yıl kurumsal hayatta bir haftalık tatil için çalışıyorsun. Bu yüzden gelen misafirlerimiz için rahat etsinler diye kendimize düşen herşeyi sonuna kadar yapıyoruz” diyor Menent.
Bir de sürprizleri var:)
İlk LİYA’larının öz sermayesiyle 15 Haziran 2016 tarihinde “LİYA HOTEL KAMBOÇYA” açılıyor. Dünya kültür mirası listesinde bulunan “Angkor Vat” tapınağının bölgesi “Siem Reap”te Menent ile Emre’nin ikinci “Liya”ları misafirlerini ağırlayacak. Şimdiden hayırlı uğurlu bereketli olmasını ve devamının gelmesini diliyorum ve bu güzel çifte çok teşekkür ediyorum.
Kaş’a gittiğinizde muhakkak Kaputaş plajı, Kekova, Antiphellos Antik kenti, Saklıkent, Patara Plajı, Kalkan, Büyük çakıl plajını görün. Şnorkelle dalın, yamaç paraşütü yapın.


Duygu’nun önerdikleri;
LİYA otel’de evinizdeymiş gibi kalın.
SOFA’da cheesecake yiyin.
MAYOR BİSTRO’da muhakkak keyifli bir kahvaltı edin.
“Evita” teknesinin sahibi kaptan Ergün ile tur yapın.
NEREİD Meyhanesinde mezeleri tadın.
LEYMONA’da güneşlenin.
Kedi-köpekleri sevin ve besleyin.
“Evita” teknesinin sahibi kaptan Ergün ile tur yapın.
Lİya otel instagram

Önemli Not: Sadece gerçekten mutlu olduğum ve önerdiğim yerleri kaleme alıyorum.

                           

AĞVA GEZİSİ








Yanı başımızdaki eşsiz doğa AĞVA..

Nisan sonunda aldım huzurumu ve ağvaya gittim.
Tek seyahatlerim çok olmuştur. Kendi programımı yaparım ve nereleri görmek istiyorsam “sürüye uyma” problemi olmadan zamansız gezerim.
Yalnızlıktan korkan, kendine yetebilmenin ne olduğunu henüz bilmeyen, o aşamaya gelmemiş kimselere “nasıl yani? Tek başına tatil mi?” diyenlere nacizane bir tavsiyem var; eğer şansın varsa “Bazen kendinle kalmalısın.. İstediğin herşeyi tek başına yapıp huzura sarılmalısın. Bol bol kitap okumalısın. Kendinleyken kendini görmeli ve kendinle konuşmalısın. İnan çok iyi geliyor. Hem sahte kalabalıklardan da iyidir samimi yalnızlığın”
İşte böyle güzel bir günde gittim ağvaya. Hava misss.. Yemyeşil bir doğa, masmavi bir deniz, tertemiz hava ve nehrin yaşattığı huzur…..daha ne denir ki …
İlk durağım sabah kahvaltısı için bana göre ağvanın en güzel restoranı “Kilimli” oldu. Hemen biraz söğüş, yumurta, beyaz peynir ve çay…Önümde de muazzam bir manzara, alabildiğine umman:) Çok şükür. Oraya uğramadan ağva gezilmiş sayılmaz.  
Ve sabah gider gitmez çantamı odaya atıp yerleştiğim “Ağva riverside otel”e geri döndüm. Otel için nehri geçeceksiniz ve sal’a biniyorsunuz. Ve bu salı otelin ortaklarından Sadettin bey hazırlamış desem…:)

İlk gördüğümde orada çalışan biri olduğunu düşündüğüm Sadettin bey, otelde ne arıza var ne inşaat var her işe koşturuyor ve hiç gocunmuyor. Otelin üç ortağı için “Muhteşem üçlü” diyorum ben:) Muhabbetleri çok keyifli.
Tek çıktığım ağva yolculuğumda “Riverside Otel” in sahiplerini tanıdığım andan itibaren onların aileden biri olduğuma emin olabilirsiniz. Bir saniye bile yalnız bırakmadıkları gibi, kendi şömine keyiflerine, gezilerine ve kahvaltı sohbetlerine tüm içtenlikleriyle beni de kattılar. Öyle güzel ağırladılar ki..O özel kahvaltı tabağını unutamayacağım. Birbirlerini bir o kadar seven ve bir o kadar uğraşan bu “muhteşem üçlü”nün mütevaziliğine gittiğinizde şahit olacaksınız zaten.. Ayla hanım ile Yonca Hanım da Riverside otel’in Sadettin beyle diğer ortakları. Hepsi çok farklı sektörlerden bu işe girmiş ve mutfağından başlayıp çok başarılı olmuşlar.
Ben bu oteli çok seviyorum, daha önce de gelmiştim. Odaların hemen nehir kenarında çevrelediği otel havuzu, yeşillik ve önlerinde uzanan nehir manzarası doğayla bütünleşmenizi sağlıyor. Arada rastladığınız ağvanın şirin köpekleri ve kedi yavruları da içinizdeki sıcaklığı, sevgiyi bir kez daha hatırlamanız için çok güzel bir fırsat. Riverside otelin diğer otellerle kıyasladığımda alabildiğine kıyısı var nehre… Bu bakımdan nehir kenarında oturma fırsatınız her daim var. Masaların bir bölümü yeme-içme tarzı, daha ileridekilerse “oturun, keyif yapın kahvenizi söyleyin” der gibi davet ediyor misafirleri:) İç bölümde de restoranları var. Yaz-Kış servis verebilecek her türlü donanıma sahip otel.  Haftaiçleri sabah kahvaltısı, haftasonları da yarım pansiyon şeklinde açık büfeden lezzetli sunumları tatmanızı muhakkak öneririm.
                                                 
Her daim gülen yüzüyle çok zarif Ayla hanımla otel hakkında biraz sohbet ettik. Otelin açılış hikayesini sordum..
“1994 senesinde kendi yazlığımızı pansiyon-otel işletmesi olarak açma kararı aldık. Biz de döviz mağdurlarından olunca aklımıza bu fikir geldi ve kolları sıvadık. Herşeyiyle sonuna kadar ilgilendik.
Buradaki turizm’i dere kenarında ilk biz başlattık. Çok karşı çıkanlar oldu. Mücadeleler verdik. Ağva’nın köy halkı hemen kabullenemedi. Tanıdıklarımız, akrabalarımız derken bir baktık ki sadece 5 masayla 60 kişiye servis verir olduk.”
Peki reklam çalışmanızı nasıl yaptınız ?
Otel olarak ilk web sayfasını biz oluşturduk. Henüz Ağva tanıtımı dahi yapılmıyordu internette. Ve zamanla gelen misafirler arttı, kapasite genişledi. Şu anki “Riverside otel” in açılması için 1997 yılında ilk otelimizin karşısındaki araziyi satın aldık ve açılışı 2000 yılının haziran ayında oldu. Bir süre oda yetmediğinde iki otelimizle de hizmet verdik. Sonra sadece şu anki otelimizde misafirlerimizi ağırlamaya devam ettik.
Yücel ağabeyim dediği rahmetli…
Otelinizin Dostluğumuz vardı, ortaklığımız oldu.
Biraz otel olanaklarından bahsedelim mi? Kaç odanız var ? Çocuklu aileler çoğunlukta mı ?
Evet ailelerin çok tercih ettiği bir oteliz çünkü dubleks odalarımız çocuklu ailelere özel olarak yaptığımız odalar. Herkese kolaylık sağlıyor. Elbette çiftler de isterlerse kalbiliyor. Tamamen misafirimizin seçimiyle alakalı. 29 odamızın içinde klima, TV, minibar, kış için de merkezi ısıtma sistemi, saç kurutma makinası gibi olanaklarımızı sunuyoruz. Doğaya saygı duyuyoruz. Genelde ahşap ve metal kullandık. Elimizden gediğince plastikten uzak durduk.
Keyif yapmak, uyumak, ağvanın kuş sesleri eşliğinde kitap okumak isteyen misafirlerimiz için hamaklarımızın olduğu bir bölümümüz var. En güzel terapi olduğunu düşünüyorum.
“Bir İstanbul Masalı” nın rüzgarı size de uğradı mı ? esti mi ?
Elbette:) Ağva, dizilerle çok tanındı. Bizim otelimizde de birçok ünlü ağırladık. Klipler çekildi, tanıtımlar yapıldı. Konuk portföyümüzü iyiydi, bu sayede daha da gelişti. Tanıtımın çok etkisi oldu.
Doğanın içindeyiz. Otel olarak sunduğunuz olanaklar var mı misafirler için ?
Buradan binebilecekleri nehirde kano, deniz bisikleti olanaklarımız var. Danışan misafirlerimize gidebilcekleri restoranları ya da yapabilecekleri tüm aktiviteleri elbette sunuyoruz.  Oyun salonumuz var. Ayrıca iş toplantıları için gelen misafirlerimize özel toplantı salonumuz da var.
Her cumartesi gecesi de hem huzur hem eğlence mantığıyla canlı müzik programımız var. Nuri Yüceses çıkıyor. Misafirlerimiz bu keyifli cumartesilerden oldukça memnun.
Ağva anlatılmaz yaşanır.

Yanıbaşımızda bir megakent var. Orada çok yorulan konuk burada kafa dinlemeye geliyor. Ruhunu, bedenini dinlendiriyor. Biz aktivite olarak herşeyi sunuyoruz ve seçimi konuğa bırakıyoruz. Böyle bir doğayı bulmak artık çok zor oldu. Gelecek neslimize lazım. Otel olarak doğayı korumak için elimizden geleni yapıyoruz, doğayla bütünleşen ahşap’a hep öncelik veriyoruz. Temiz havası, suyu, ormanı, deresi Ağva’nın bütünlüğünü oluşturuyor.
Oğlu da çalışıyor. Biz bu işin mutfağından geldik. İktisatçıyım aslında, birimiz bar işleiyordu, herkes farklı mesleklerden geldi ama işin mutfağından başladık. Yemeden içmeden servisinden çamaşırına
Hayvan dostu Riverside Otel…
Bizim baktığımız köpekler kedilerimiz var. Konukların gözetiminde olduğu sürece evcil hayvanlarını da seve seve kabul ediyoruz.
                             

Çok keyifli bir haftasonundan geriye İstanbul'a dönüşüm kalıyor. Aklım ağvada. Sözümüz var. Bir cumartesi hep birlikteyiz ve ben de şarkı söyleyeceğim:) Misafirperverliğiniz için çok teşekkür ederim Riverside ailesi..

Duygu'nun önerdikleri;
Bu tatlı aileyle tanışın.
Öncü mantı'da çiğ börek tadın.
Kilimli restoranda gün batımı keyfi yapın.
Bir tekne turuna katılın.
Aşk, sevgi ve farkındalıkla kalın:))

DUYGU GİRAY

27 Kasım 2014 Perşembe

ROMA GEZİSİ



Gerçekten bilemedim Roma'ya ne kadar gittiğimi ? Aşk Çeşmesi'ne attığım paralar beni sadece defalarca oraya döndürmeye yaramış oldu:) Ve kardeşimle bu son gidişimizde de tadilata alınmış olan çeşme bana "Artık gelmene gerek yok" dedi:)

Şaka bir yana Roma'yı çok ama çok severim.  THY ile Roma Fiumicino havaalanına indiğinizde taksi sırası bekleyebilir,araba ayarlayabilir, terravision isimli otobüslere 8 euro karşılığı binebilir ya da bizim yaptığımız şekilde hava alanında bulunan tren resimli levhaları izleyip kişi başı 14 euro vererek en hızlı şekilde Leonardo Express treniyle Roma'nın merkez istasyonuna varabilirsiniz.

Roma'da bütçenize göre kalabileceğiniz birçok seçeneğiniz var. Ben hem aşk çeşmesine hem ispanyol merdivenlerine yakınlığı ve sakinliği açısından Piazza Barberini'de bulunan Hotel Bristol ve butik Hotel Alexandra'yı öneririm. Tur otobüslerinin bu meydanda durağı var. Ayrıca Uno hotel, Hotel Mascagni, Hotel Sonya,  Best Western Hotel Mondial bakabilirsiniz.

Bu şehrin metro sistemi maalesef çok gelişmiş değil, o yüzden HOP ON HOP OFF turistik otobüsler çok işinize yarayacaktır. Leonardo Express treni'nin vardığı merkez istasyonda TERMİNAL A via Marsala 7, bu otobüslerin ilk kalkış noktası oluyor. Sağdan soldan sizi bilet için çağıranlara hiç bakmayıp direk otobüsün oraya gidin ve biletlerinizi otobüsten alın. 24 saat'ten 72 saat'e seçenekli bilet satılıyor. Taksi bütçemi aşar diye düşünüyorsanız Hop on Hop off, özellikle uzakta kalan Vatikan şehri için ideal diyebilirim. Zaman darlığınız olmadığı sürece istediğiniz gibi otobüsleri kullanın.

İtalya'nın belli başlı gezilecek yerleri :

Tabi ki Aşk Çeşmesi (La Fontana di Trevi) ..Duyduğuma göre 2015 yılının ekim ayına kadar renovasyon'da olacak.

Aşk çeşmesini karşınıza alıp hemen sağ yanından dümdüz ilerlerseniz İspanyol merdivenlerine ulaşıyorsunuz. Bir de o sağda müthiş bir dondurmacı var:) Ayrıca merdivenlerin orada "Spagna" isimli metro var. Termini'den binip buraya ulaşabilirsiniz. İspanyol Merdivenleri' nin karşı sokağı meşhur İtalyan markaları Prada, Bulgari vs.. bulunduğu "Via dei Condotti" . Burada alışveriş yapıp selfie' ler çektikten sonra merdivenlerden iniyor gibi sağınıza bakarsanız orada yine mağazaların olduğu dar bir sokak göreceksiniz. Yine dümdüz gidin ve nihayet karşınızda büyük meydan "Piazza del Popolo"
Güzel bir öğle yemeği ya da kahve keyfini hak etmiş olmalısınız:) Hala yorgunsanız meydandaki tüm taksiler emrinize amade..

 


Kolezyum (Colosseo), gladyatör dövüşleri, idamlar ile anılan kocaman bir arenadır.. Yıllardır bir kere bile merak edip içine girmemişimdir. Biletler kişi başı 16 euro. Olur da oradan alırım gafletine düşerseniz tüm gününüz buna gidebilir. İnternette Colosseo ve Vaticano için uygun combo biletler var. Bunların en önemli özelliği sıra beklemeden geçmenize olanak sağlamasıdır. "Skip the line" yazılı olanları araştırmanızı kesinlikle tavsiye ederim. Biz Vatikan Sarayı için internet' ten önceden bilet aldık ve bir görevli bizi sütunların oradan alarak onca insanın önünden içeri aldı. Tıklayınız.
Vatikan'da dolaşacağınız o kadar çok yer var ki.. Keyfinize, zamanınıza ve ilginize göre internet' ten seçmeniz yararınıza olacaktır. Sistine Şapeli, San Pietro Bazilikası, San Pietro meydanı ve Vatikan müzesi... Tripadvisor sitesi en iyiler konusunda gerçekten bir numara.


Piazza Venezia benim en çok sevdiğim meydandır.Saray'a girip üşenmeden yukarıya çıkarak fotoğraflar çekebilirsiniz. Colosseum'a çok yakındır. Bu sarayın merdivenlerinden karşıya baktığınızda tam karşısı meşhur "Via del Corso" sokağıdır. Hiç bir taşıt'a ihtiyaç duymadan bu sokaktan yine Aşk çeşmesi ve ispanyol merdivenlerine çıkabilirsiniz. Hatta yakınındaki Piazza Navona'ya da bir kahvelik lütfen uğrayın.

Ve ve ve
Piazza della Rotonda'da Pantheon ve çeşme manzaralı romantik bir akşam yemeği çok hoş olacaktır. Ristorante di Rienzo' dan memnun kalacaksınız.  Tarif etmek gerekirse Aşk Çeşmesi'nin tam karşısında durun ve solunuza dönün. Hep düz tam düz gidin. Bu sokaklarda bir sürü hediyelik eşya mağazası var. Öyle böyle ilerlerken bir bakacaksınız solunuzda ışıl ışıl Pantheon sizi bekliyor. Afiyetle:)

23 Ağustos 2014 Cumartesi

TOSKANA GEZİSİ


Diane Lane'in Under the Tuscan Sun isimli romantik komedi filmini izlediniz mi ? Önce o filmi izlersiniz, güzelliklere şahit olursunuz ve şu Toskana'da ben de mi gezsem dersiniz:)

Sadece günübirlik isterseniz, Toskana'yı gezmenin en iyi yolu "The best of tuscany" turunu seçmektir. Bu tur Tripadvisor sitesinde 3303 adet yorumla 2014 mükemmellik sertifikasını almış. Birkaç firma yapıyor bu geziyi. Kesinlikle Walkabout Florence firmasının yaptığı turu tercih edin derim. Stefano isimli muhteşem ötesi bir rehberimiz vardı ve her saniye inanılmaz sistematik, düzenli, teknolojik geçti. Ben turlardan korkarım hele ki bu tur Türklerin olduğu bir tursa..Biz Türkler kurallara pek riayet etmeyiz, grup olmak nedir nasıl hareket edilir bilmeyiz. Rehberi dinlemez,kendi aramızda konuşmaz, adeta gürültü yaparız. Otobüsü bekletiriz, onlarca mola verdittiririz. Kurallar yıkılmak içindir. Yaşasın Türkler :) Ama öyle olmuyor işte..Her zaman olmuyor, olmamalı da.. Tabi ki sözüm meclisten dışarı ! Tabi ki layığıyla toplum (grup) içinde hareket eden Türkler de var..İşte onlardan biri de bu turda kardeşimle bendik:)

Sabah 08.15'te, internetten satın aldığımız biletlerimizle, Floransa'nın tren istasyonu önünde rehberimizle buluştuk. Herkes zamanında gelmişti ve yaklaşık 10 dakika içinde hareket ettik. Otobüs son teknoloji, verilen telsiz kulaklıklar son teknoloji..Rehber Stefano süper ötesi şirin. Bilgisi de anlatımı da çok iyiydi. Tur boyunca otobüste herkesin yanına gelip hatrını da sordu. Sorularımız varsa çekinmeden soralım diye defalarca tekrarladı. İşini gerçekten çok severek yapması o tura katılan herkesin enerjisini de yükseltiyordu.

Yaklaşık 40 dakikalık yolculuk ile Siena'daydık. Siena'nın tarihi şehir merkezi, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesi'ne alınmış. "Piazzo del campo" denilen meydanda her yıl at yarışları (Palio) yapılıyor. Biz bu meydanı, kahvaltımızı etrafındaki kafelerden birinde yaparken fotoğraflar çekerek değerlendirdik. Bu arada otobüsten indiğimizde bizi karşılayan yerel rehber kulaklıklarımıza konuşmaya, şehrin ışıltısını anlatmaya devam ediyordu:) Ne yaptık bilin.. Buluşma saatini öğrenip gruptan ayrıldık:) Bir süre sonra telsizlerimizden ses de gitti. Siena katedralini gezdik, hediyelik eşyalar ve tabi ki olmazsa olmazım olan magnetler aldık. Meydandaki Palazzo Pubblico'yu (Belediye sarayı) gördük. Mangia Tower yani kuleye tabi ki tırmanmadık, uzaktan baktık:) Tarih kokan Siena sokaklarında fotoğraflar çektik. Zaman kaygısı yaşamadan yiyip içebildik. Ve Siena turumuzu sonlandırmak için meydanda toplanıp otobüsümüze yürüdük.

Bir sonraki yolculuğumuz yaklaşık 40 dakika sürdü. Chianti'ye varmıştık. Öğle yemeği vakti gelmişti. Otobüse her bindiğimizde uyuduğumuz için zamanın farkına varmıyorduk. Toskana bölgesinin en şirin çiftliklerinden birine geldik. Üzüm bağlarıyla karşılaştığımız o an..Ruhum adeta uçtu..Tarifi yok.. Yeşil, maviye bulanmış. Önünüzde muazzam bir Toskana vadisi var. Sıradanlıktan uzak bir doğallık var. Şu an yazarken bile dolu dolu yaşıyorum orayı. Huzur, saf enerji var. Hele o dallarında taptaze üzümler..Karmaşadan uzak gerçek HAYAT vardı orada. Ben kimim diye kendinizle baş başa kalacağınız, gözlerinizi kapatıp o tertemiz havayı doya doya içinize çekeceğiniz, gerçek NEFES alacağınız bir HAYAT vardı.

Üzüm bağlarından ayrılıp yemek alanına doğru yürüdük. Tüm manzarayı tepeden gören muhteşem bir terasta sıradan görünen ancak çok lezzetli yemekler yedik. Bu sırada da her masaya bağları layığıyla tanıtmak için 4 adet şarap geldi. Karınlar doydu, grup kaynaştı. Fabrika mağazasından makarnalar, şaraplar alınıp otobüse binildi.

Sırada Siena'ya bağlı, etrafı surlarla çevrili bir ortaçağ kasabası olan San Gimignano vardı. Kısa sürede vardık. Daha surlardan adımınızı attığınız an "Hayır" deseniz de sizi hala alışverişe teşvik eden şirin mi şirin dükkanlar var. Daracık sokakların 2 adet de küçüçük meydanı var. Birisi Piazza Della Cisterna. Burada upuzun bir kuyruk göreceksiniz. Kendisi dondurma kuyruğu oluyor. Biz açıkçası kardeşimle hiç merak etmedik ve hemen önündeki cafe'de oturup, sipariş ettiğimiz dondurmalarımızı yerken o kuyruk'taki insanları izledik. Bir diğer küçücük meydanın ismi ise Piazza Duomo'ydu. İtalya'nın her yerinde var olan meşhur 'Duomo' ların yavrusuydu buradaki. Alışveriş yapıp otobüsümüze döndük.

Ve sıra en uzun yolculuğa gelmişti. Pisa kulesi için 1 saat sürecek yolumuza çıktık. Bu kule, İtalya'nın kuzeyindeki Pisa şehrinin Piazza dei Miracolide yani mucizeler meydanı'nda yer alıyor. Üst üste bindirilmiş yuvarlak 6 sütun dizisinden meydana gelmiş.

Muhteşem Toskana yeşilini ve çiftlikleri izlemekten zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Otobüsümüz vardığında bizi artık bir çok şehirde gördüğünüz meşhur mini tren aldı ve merkeze götürdü. Pisa Kulesinin önü inanılmaz kalabalıktı. İnsanlar çimlerde sere serpe yiyip içip keyif yapıyordu. Fotoğraflar çekiyordu. Ve buna rağmen tek bir çöp bile yoktu! Demek istediğimi anladınız...


Minik bir bilgi: Bu kule, temeldeki yumuşak zemin çökmesinden kaynaklı eğilmiş olmasına rağmen 20 milyon sterlin harcanarak yıkılması durdurulmuş olan bir kuledir. Hatta ve hatta 294 adet basamağı göze alırsanız yukarı bile çıkabiliyorsunuz artık. Ben de bu canım kuleyi fotoğraf uğruna ittim, kaktım, ezdim, maymuna çevirdim. Olsun o kadar:)

Ve sakin huzurlu bir yolculukla akşam 20.00 gibi otelimizdeydik. Çok ama çok memnun kaldım.

Sırada Roma var. Sevgiyle,umutla, aşkla kalın..