DUYGU GİRAY

GEZİ NOTLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GEZİ NOTLARI etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2017 Pazar

TITANIC DELUXE BODRUM



Şimdi gözlerini kapatmanı istiyorum..
Sıra sıra inciler gibi dizilmiş şık masa-sandalyeler getir aklına. Türk kahven ile keyifle oturuyorsun.
Doğa, sessizlik, kahve kokusu hakim..
Ve önünde alabildiğine masmavi bir deniz var. Sağına bakıyorsun, soluna bakıyorsun denizin sonunu göremiyorsun… Muhteşem bir atmosfer..
Karşında da geceleri ışıl ışıl güvercinlik köyü var.
Tam kahveni içtiğin yer Bodrum’un yeni incisi Mayıs ayında açılan Titanik otellerinin son kardeş zinciri Titanic Deluxe Bodrum. Ve tabi ki benim için en son, en gözde olduğundan dolayı en de donanımlısı…Tüm EN leri toplamış bu otel. Personel çok güleryüzlü. Sen daha sormadan her an yardıma hazırlar. Hepsi birbirinden güzel insanlar.

                                  

Bu otel Güvercinlik’te, Pina Yarım Ada’sından Cennet Koyu’nu seyreden çok özel bir konumda misafirlerini ağırlıyor. Havaalanına da çok yakın konumda.
Babamın doğumgünü için gittiğimizde henüz 40 ya da 41 günlüktü ve buna rağmen (hani bazen açılış aksaklıkları olabilir) herşey tam puandı, mükemmeldi.
Onca seyahatim arasında sahile inen upuzun yürüyen merdivenlere ilk kez şahit oldum. Pek de hoşuma gitti. Gerçi benim odam asansöre de çok yakındı. Oda tipine göre bulunduğunuz konum tabi ki değişiyor ancak yürüyen merdivenler ve asansörlerle yorulamazsınız :) hatta ve hatta shuttle servisi de var.
                            

Bu otelin benim için en önemli artısı geniş bir araziye yayılmış olması. Diğer bodrum otellerine kıyasla gerçekten her an her yerden denizi görmeniz açısından çok büyük huzur sağlıyor. Pastanesi, odaları, amfitiyatrosu, havuz bölümü her yer alabildiğine maviye hakim…


Otelin Genel Müdürü Olcay Orhan bey ile güzel bir söyleşi yaptık.


Olcay bey çok uzun yıllardır bu mesleğe kendini adamış. Yıllardır büyük bir zincirde genel müdürlük yaptıktan sonra bu otele gelmiş. Orada kaldığım günler içinde ne kadar çalıştığına, oteli her an karış karış gezdiğine gözlemlediğine şahit oldum. İşini çok severek yapan müdürlerden kendisi. Her halinden anlıyorsunuz.


“Bütün odalarımız denizi çok net görüyor ve insanlar sabaha mutlu, huzurlu, deniz manzarasıyla uyanıyor” ilk cümlesiydi Olcay bey’in. Ben de sonsuz katılıyorum. Daha odama kapıdan girdiğimde karşımda denizi görüyordum. Hele ki benim gibi deniz delisi, her an gemi seyahati olsun, kayık da olsun denizin içinde olmayı çok seven biri için bu otel beni ferahlık anlamında çok etkiledi.

Ayrıca gece olduğunda da tam karşınızda güvercinlik koyunun ışıklarını görmek çok keyifli. Sizler de çok iyi bilirsiniz ki çoğu otelde gece oldu mu karşısı sadece karanlıktır.


*Biraz odalardan bahsedelim mi? Dekorasyona bayıldım…

Otelimizde 393 oda ve 7 adet villa bulunuyor. Standart , superior, aile, deluxe odalar şeklinde tanımlıyoruz. Yalnız standart odalarımız diğer otellere kıyasla standartların üstünde odalar. Metrekare olarak çok geniş ve ayrıca özel giyim odası alanı da var. Çay-kahve seti, minibar, giyim odasında kasa, ütü herşey var. Dekorasyonu da gördüğünüz üzere çok özel yapıldı. Yurtdışından bir sürü şey getirtildi.

*Gelelim restoran bölümüne. Ana restoranda herşey çok özel sunumlarla hazırlanıyor ve lezzet de on numara. Ne yiyeceğimi şaşırdım:)

Lezzetin on numara olmaması mümkün değil zaten. “Titanic hotels” grubunun yönetim kurulu başkanı Mehmet Aygün bey bu konuda inanılmaz titiz davranıyor. Almanyadaki Hasır restoranlarıyla 40 yılı aşkın süredir yabancılara Türk yemeklerini sevdirmişler. Mutfak bizim için herşey. Bu restoran zincirinden sonra da turizme de el atıp ilk 1992 yılında otelciliğe başlamışlar. Bu yüzden çok başarılı oldukları mutfak sektörü Titanic otelleriyle pekişiyor. Kalite ve lezzetten asla ödün vermiyoruz. Uzman şeflerimiz herşeyi en ince ayrıntısına kadar düşünüyor. Sadece görüntü değil lezzet lüksünü de misafirlerimize yaşatıyoruz.

*A la carte restoranlarınız da var ?

Evet. Balık, et, asya ve italyan mutfaklarımız var. Oldukça iddialıyız. İtalyan ve balık restoranımız ücretsiz. Her birine rezervasyon gerekiyor. Ayrıca gündüzleri pizza, pide servis edilen snack restoranımız var.


*Biraz da o müthiş pastanenizden bahsedelim mi ? Çikolatalara bayıldım.

Aynen. Gelen gören şok oluyor. Beklentilerin o kadar üstünde ki herkes “burası bildiğiniz pastane” diyor. Gece 23.30 a kadar açık. Birçok misafirimiz çay kahve sohbet ve tatlı krizini orada keyifle gideriyor. Dondurmadan çeşit çeşit çikolataya,şekere, pastaya kadar herşey var.

*Çocuklu aileler için ne dersiniz ?

En güzel yer burası derim. Ailelere özel odalarımız var. Çocuklar için oyun salonu ayrıca her yaşa ayrı dizayn edilmiş su kaydıraklarımız var. Özel yetiştirilmiş personelin bulunduğu çocuk kulübümüz var. Akşamları da çocuk diskosu yapılıyor belli bir süre. Aileler rahatlıkla çocuklarını emanet edebilir.



*Denize hakim kocaman bir amfitiyatrosu var bu otelin . Özel düşünülmüş sanırım?

Evet, çok seviyorum burayı.Yapım aşamasında da bulundum. Deniz gören yegane amfitiyatrolardan diyebiliriz. Burada da akşamları şovlar ve belli gecelerde “Ege” gibi özel sanatçılar olacak.
Olcay bey’e samimiyeti ve nezaketle verdiği röportaj için çok teşekkür ediyorum.

Evet sevgili okurum bu otel bir başka…
Sahilde şezlong bulamazsın çünkü heryer kabana...
Yemek lezzeti ve havuz kenarındaki salıncaklar ile deniz kenarındaki “cabana” lar yetmediyse Titanic otellerinin meşhur BeFine spa’sına gidip masaj, cilt bakımı vs.. daha da şımarabilirsin.
Kocaman irish pub’a çıkıp bir kadeh yudumlayıp maç bile seyredebilirsin.
Doymadın mı ? Oda servisi emrine amade:)

Veeee benim için en muazzam an “ah bu otelde bir hamak eksikmiş” dediğim o an karşıma kocaman bir ormanda sanırım 40 civarı hamak çıkmasıydı. Mutluluktan çıldırdım.

Gördüğünüz gibi olanaklar bitmiyor. Seçim sizin. Ama burada çok mutlu bir tatil geçireceğinize sonsuz eminim. Ve de kefilim. İsteseniz de istemeseniz de hep mavi ve yeşili göreceksiniz:)
Şimdiden aşk, keyif, huzur ve Aygün ailesinin bol lezzetli yemekleriyle dolu bir seyahat diliyorum sizlere..

DUYGU GİRAY




27 Kasım 2014 Perşembe

ROMA GEZİSİ



Gerçekten bilemedim Roma'ya ne kadar gittiğimi ? Aşk Çeşmesi'ne attığım paralar beni sadece defalarca oraya döndürmeye yaramış oldu:) Ve kardeşimle bu son gidişimizde de tadilata alınmış olan çeşme bana "Artık gelmene gerek yok" dedi:)

Şaka bir yana Roma'yı çok ama çok severim.  THY ile Roma Fiumicino havaalanına indiğinizde taksi sırası bekleyebilir,araba ayarlayabilir, terravision isimli otobüslere 8 euro karşılığı binebilir ya da bizim yaptığımız şekilde hava alanında bulunan tren resimli levhaları izleyip kişi başı 14 euro vererek en hızlı şekilde Leonardo Express treniyle Roma'nın merkez istasyonuna varabilirsiniz.

Roma'da bütçenize göre kalabileceğiniz birçok seçeneğiniz var. Ben hem aşk çeşmesine hem ispanyol merdivenlerine yakınlığı ve sakinliği açısından Piazza Barberini'de bulunan Hotel Bristol ve butik Hotel Alexandra'yı öneririm. Tur otobüslerinin bu meydanda durağı var. Ayrıca Uno hotel, Hotel Mascagni, Hotel Sonya,  Best Western Hotel Mondial bakabilirsiniz.

Bu şehrin metro sistemi maalesef çok gelişmiş değil, o yüzden HOP ON HOP OFF turistik otobüsler çok işinize yarayacaktır. Leonardo Express treni'nin vardığı merkez istasyonda TERMİNAL A via Marsala 7, bu otobüslerin ilk kalkış noktası oluyor. Sağdan soldan sizi bilet için çağıranlara hiç bakmayıp direk otobüsün oraya gidin ve biletlerinizi otobüsten alın. 24 saat'ten 72 saat'e seçenekli bilet satılıyor. Taksi bütçemi aşar diye düşünüyorsanız Hop on Hop off, özellikle uzakta kalan Vatikan şehri için ideal diyebilirim. Zaman darlığınız olmadığı sürece istediğiniz gibi otobüsleri kullanın.

İtalya'nın belli başlı gezilecek yerleri :

Tabi ki Aşk Çeşmesi (La Fontana di Trevi) ..Duyduğuma göre 2015 yılının ekim ayına kadar renovasyon'da olacak.

Aşk çeşmesini karşınıza alıp hemen sağ yanından dümdüz ilerlerseniz İspanyol merdivenlerine ulaşıyorsunuz. Bir de o sağda müthiş bir dondurmacı var:) Ayrıca merdivenlerin orada "Spagna" isimli metro var. Termini'den binip buraya ulaşabilirsiniz. İspanyol Merdivenleri' nin karşı sokağı meşhur İtalyan markaları Prada, Bulgari vs.. bulunduğu "Via dei Condotti" . Burada alışveriş yapıp selfie' ler çektikten sonra merdivenlerden iniyor gibi sağınıza bakarsanız orada yine mağazaların olduğu dar bir sokak göreceksiniz. Yine dümdüz gidin ve nihayet karşınızda büyük meydan "Piazza del Popolo"
Güzel bir öğle yemeği ya da kahve keyfini hak etmiş olmalısınız:) Hala yorgunsanız meydandaki tüm taksiler emrinize amade..

 


Kolezyum (Colosseo), gladyatör dövüşleri, idamlar ile anılan kocaman bir arenadır.. Yıllardır bir kere bile merak edip içine girmemişimdir. Biletler kişi başı 16 euro. Olur da oradan alırım gafletine düşerseniz tüm gününüz buna gidebilir. İnternette Colosseo ve Vaticano için uygun combo biletler var. Bunların en önemli özelliği sıra beklemeden geçmenize olanak sağlamasıdır. "Skip the line" yazılı olanları araştırmanızı kesinlikle tavsiye ederim. Biz Vatikan Sarayı için internet' ten önceden bilet aldık ve bir görevli bizi sütunların oradan alarak onca insanın önünden içeri aldı. Tıklayınız.
Vatikan'da dolaşacağınız o kadar çok yer var ki.. Keyfinize, zamanınıza ve ilginize göre internet' ten seçmeniz yararınıza olacaktır. Sistine Şapeli, San Pietro Bazilikası, San Pietro meydanı ve Vatikan müzesi... Tripadvisor sitesi en iyiler konusunda gerçekten bir numara.


Piazza Venezia benim en çok sevdiğim meydandır.Saray'a girip üşenmeden yukarıya çıkarak fotoğraflar çekebilirsiniz. Colosseum'a çok yakındır. Bu sarayın merdivenlerinden karşıya baktığınızda tam karşısı meşhur "Via del Corso" sokağıdır. Hiç bir taşıt'a ihtiyaç duymadan bu sokaktan yine Aşk çeşmesi ve ispanyol merdivenlerine çıkabilirsiniz. Hatta yakınındaki Piazza Navona'ya da bir kahvelik lütfen uğrayın.

Ve ve ve
Piazza della Rotonda'da Pantheon ve çeşme manzaralı romantik bir akşam yemeği çok hoş olacaktır. Ristorante di Rienzo' dan memnun kalacaksınız.  Tarif etmek gerekirse Aşk Çeşmesi'nin tam karşısında durun ve solunuza dönün. Hep düz tam düz gidin. Bu sokaklarda bir sürü hediyelik eşya mağazası var. Öyle böyle ilerlerken bir bakacaksınız solunuzda ışıl ışıl Pantheon sizi bekliyor. Afiyetle:)

MOSKOVA GEZİSİ


"Aman canımm üç yabancı dilim var herkesle anlaşırım" diyerek kendimi attığım Moskova ve St Petersburg serüvenimin başlangıcında sizlere önerim yanınıza bir sözlük, kiril alfabesini de içeren bir harita ya da rusça bilen bir arkadaş almanız olacaktır:) Otellerde mükemmel ingilizce konuşuluyor ancak halkın arasına karıştığınızda zorlanma ihtimaliniz fazlasıyla yüksek. Bu yazımda tüm linklere tıklayarak size yardımcı olabilecek detayları görebilirsiniz...

Floransa seyahatimdeki ilk ve son Alitalia kabusundan sonra canım biricik Türk Hava Yolları sabah 8.30 uçağı ile Moskova' ya uçtum. Her zamanki gibi araştırmalarımı yapmış ve gerekli belgeleri yanıma almıştım. THY öğlen Rusya saatiyle 12.20 de Vnukovo havalimanına iniş yaptı. Rusya ile vize kalktığı için direk içeri giriyorsunuz. Pasaport girişini gördüğünüzde sakın şaşırmayın. Düzen yok, sıra yok. Hizaya sokan bir görevli de yok. Canınızı sıkmaya ise hiç gerek yok:) Ben uçaktan önde çıktığım için şanslıydım, çok hızlı geçiş yapabildim.

Moskova'nın merkezine gitmek için en hızlı yol Aeroexpress trenleri. Valizi alır almaz tabelalara bakıp rahatlıkla buraya ulaşıyorsunuz. Makina,gişe ya da internetten 320 ruble ekonomi sınıfı ve 900 ruble business sınıfı olmak üzere 2 çeşit bilet alma şansınız var. Business sınıfında fark eden tek şey önceden koltuk seçimi yapabilmeniz. Yaklaşık 35 dakika sonra Moskova'nın kievskaya bölgesine ulaştım. Otelimi meşhur Arbat caddesinin hemen yakınında ayarladım. Moskova'da öyle böyle bir trafik yok. Taksiyle sadece 5 dakikalık yolu 25 dakika'da aşabildik. Metro ile gitmem çok daha doğru olurmuş. Trenden iner inmez ana caddede karşı binada güvenli bir döviz bürosu var. Aklınızda olsun.

Ve "Hotel Mercure Arbat Moscow" daki odama kavuştum. Güler yüzlü çalışkan personelleri var. Oda tertemiz ve şık dekore edilmiş. Fiyatlar gayet makul. İlk verdikleri odamda tepede küçücük bir pencere vardı. Arayıp odamda manzara ferahlığı istediğimi belirttim. Büyük bir kibarlıkla en beğendiğimi seçebilmem için 4 oda dolaştırdılar ve en güzeline yerleştim. Bütün bunlar on dakika içinde gerçekleşti. Otelin hemen yanı başında "Smolenskaya" metrosu var. Ulaşımı kesinlikle metro ile yapmanızı öneriyorum. Hatta ASLA ve ASLA trafiğe çıkmayın, ne turistik otobüs ne taksi tercih edin. Birazdan bu konuya değineceğim.

Arbat sokağı bizim istiklal caddemiz, bağdat caddemiz gibi yaklaşık 1 km lik şenlikli bir sokak. Bir sağa bir sola bakarken zamanı anlamıyorsunuz. Çinlilerin hepsi Türkçe biliyor. Nasıl öğrendiklerinin cevabı "benim arkadaş var" :) Sağ olsun bizim Türklerimiz ! pek yardım severizdir:) Arbat caddesinin sonunda "Arbatskaya" metrosu var. Rusya'nın metro sistemi fazlasıyla gelişmiş, yerin altında bambaşka bir hayat oluşmuş. "Kropotkinskaya" ve "Mayakosvkaya" metrolarının devasa avizeleri, muhteşem ihtişamını görünce neredeyim ben diyeceksiniz. Sanki saray'ın içinden metro geçiyor hali var:) Tek dezavantaj ciddi anlamda eski olmaları diyebilirim. Daha fazla metro detayları için tıklayınız

Şimdi gelelim bahsettiğim "ASLA" lara;

Hayatımda gördüğüm hiç bir durakta durmayan, kulaklıkta dinlediğiniz tanıtım anonslarının o an geçtiğiniz yerlerle örtüşmediği, hangi durak olduğunun söylenmediği, hiç bir durak işaretinin var olmadığı, "aaa ben niye aynı yerdeyim" deyip başınızı döndüren tek Hop on Hop off turistik otobüslerine Moskova'da rastlayabilirsiniz. Kafalarına göre takılıyorlar. İnternette dahi gezi noktalarına baktığınızda ve bu noktaları haritada görmek için tuşa bastığınızda yerler farklı çıkıyor. Şoför kafasına göre durduğu için ineceğiniz ve tabela olmadığı için bineceğiniz yeri bilemiyorsunuz. Görevliye sorduğunuzda "This is Moscow baby" yanıtını alıyorsunuz. Taksiyle mi gezersiniz? tabi ki!!! Asla ingilizce konuşamayan bir taksi şoförü sizi seve seve gezdirir hatta o trafikte 1 saati 1 gün olarak yaşayabilirsiniz :)

Kesinlikle metro'ya binmenizi tavsiye ediyorum. Tabi bunun da koşulları var:
Yerin altına indiğinizde şoka girmemek için gideceğiniz yerlerin KİRİL alfabe versiyonunu lütfen çoktan çıkarmış olun. Karşınıza asla latin alfabesi çıkmayacak. Ve muhtemelen karşınıza ingilizce bilen vatandaş da çıkmayacak..Tarzanca anlaşmaya çalışarak 2 metro karıştırdım. Yukarıdaki tabelalardan çok, yerdeki işaretleri izlemek doğru yolu bulduruyor. Seyahat öncesi Rusça "çıkış" yazısını belleğinize kaydedin lütfen.. En iyi ihtimal o kelime yardımcı oluyor. Taksi, turistik otobüs ve metro denemiş biri olarak tavsiyemi belirtmiş oldum.

En güzel ihtimale gelince:
Otelden çıkıp eski arbat sokağını yürüdükten sonra şayet yürümeye devam etmek isterseniz yukarı doğru 10 dakika sonra Kremlin sarayı'na ulaşıyorsunuz. Eski arbat sokağına paralel "yeni" arbat sokağı da var. Orası daha şık mağaza ve restoranların bulunduğu bir bölge. Hediyelik eşya ve pazarlık açısından eski arbat'ı tavsiye ederim.

Kremlin sarayı'nın girişinin yanı UNESCO dünya mirasları listesinde yer alan Kızıl meydan'a çıkıyor. Orada bulunan GUM alışveriş merkezi bir kahve içmek için keyifli bir yer. Her tür marka alışverişi yapabilirsiniz. Kızıl meydan'da, kremlin duvarlarından sonra 1561 yılında tamamlanan rengarenk şapkalı şatocuk "Aziz Vasili Katedrali" sizi karşılıyor. Hemen kuzeyde de devasa ve ihtişamlı görüntüsüyle devlet tarih müzesi sizi uğurluyor .Onlarca fotoğraf çekimi sonrası oradan geri yürüdüğünüzde tiyatro meydanı'na çıktığınız an karşınızda, önünde QUADRİGA heykeli'nin nöbet tuttuğu BOLŞOY Tiyatro'sunu görüyorsunuz. Ben heyecanla 6 şeritten oluşan yolda ışıklardan geçmek istediğimde rus kız arkadaşlarım hemen engelledi. Beni alt geçit'e yönlendirdiler. Bunun çok tehlikeli olduğunu, yapmak için deli olmamız gerektiğini, polis'in hemen ceza yazıp çok kızdığını belirttiler. Bir an için ülkemizi ve düzenimizi düşündüm:)


Mimar Joseph Bové tarafından tasarımı yapılan tarihi Bolşoy tiyatro'sunun dış görüntüsünü içi kadar ihtişanlı bulduğumu söyleyemem. Bütün ihtişam o salonda ve profesyonel dansçılarda ! Sezon' a denk gelmediğim için onları alkışlama şansına erişemedim. Dilerim en yakın zamanda eski bir balerin olarak bir performans izlerim:)

Manej meydanından yürüdüğünüzde Kremlin duvarlarıyla bitişik muazzam bir peyzaj'a sahip Alexander bahçeleri, şırıl şırıl akan sular, güzel heykeller görüyorsunuz. Gittiğimde hava da çok güzeldi. Cennet burası olmalı dedim. Zamanın nasıl geçtiğini gerçekten anlamadım. Kuşları besledim, bir banka oturup çılgınlar gibi fotoğraf çeken turistleri izledim.
Yeterli vaktiniz varsa turistik otobüslerle aynı yerleri defalarca görmek için dolaşın derim. Kameraya kaydetmek ve fotoğraf çekmek açısından faydalı oluyor. Bu otobüslerin kesinlikle durduğu ana durak noktası nehir gezilerinin yapıldığı BOLOTNAYA meydanı. Bolşoy'un karşısından da kalkıyorlar. Dediğim gibi durak yok.




Paris'in aşıklar köprüsünün bir kopyası da Bolotnaya meydanında var. Tüm aşk kilitleri ağaç görüntüleri şeklinde yolu ve Luzhkov köprüsünü süslüyor. Yaklaşık 1 saat içinde 20 gelin damat görmüşümdür. Limuzinler, şampanyalar,fotoğrafçılar, güvercinler' e şahit oluyorsunuz. Şık giyimli akrabalar sabahtan akşama kadar burada fotoğraf çektiriyor. Ben de o kadar mutlu oldum ki onları kare kare çekmeye başladım. Mutluluk bulaşıcıdır. Gülen yüzler ve kahkahalar çok iyi geldi:)


Hemen köprü'nün altından modern tertemiz bir nehir botuna bindim. Tur 1 saat sürdü. Otobüs turuyla defalarca gördüğünüz yerlerin tablo hali nehir turuyla pekişti. Hatta yürüme gezilerinin yanında sadece nehir turu yeterliymiş. Dünya'nın en yüksek heykeli "Peter the great monument " i görmek harika bir deneyim oldu.

Tüm bunların yanı sıra görebileceğiniz en özel yerler arasında Puşkin müzesi, Tarih müzesi, Kremlin sarayı'nın içindeki hiç kullanılmamış Çar topu ve çanı, yine saray içindeki katedraller ve Smolenskaya metro istasyonu' nu sayabilirim. Kremlin sarayı'nın perşembe günü ziyaretçilere kapalı olduğunu da belirteyim.

Yemek konusunda Sushi severler'in çok şanslı olduğunu söyleyebilirim. Onlardan biriyimdir. Ayrıca bir de krep sever kitlesinin üyelerindenim. Bu yüzden dünya' nın en harika krep bölgesi Rusya'ya gelmişim:) Şanslıyım..

Teremok, Rusya'da 1998 yılında açılan ve sayısı 174'e ulaşmış bir fast food zinciri. Muhteşem krepler yapıyorlar. Fotoğraflarına bakmak isterseniz tıklayın :) Mantarlı krepler, havyarlı krepler, muz ve çikolata cennetinden çıkan krepler:) Kendimi kaybettim..Ve St Petersburg'ta da, Moskova'da da öğünüme krep katmadığım gün olmadı.

Moskova'dan St Petersburg'a geçme zamanı geldi çattı. 4 saatlik süper bir tren yolculuğu için saray görüntüsündeki gar' a internetten ayarladığım güvenilir ve dakik bir şirket arabasıyla geldim. St Petersburg yazım çok yakında:)